Nutk ve Mantık Nimeti Üzerine Tefekkür…

Nutk ve Mantık Nimeti Üzerine Tefekkür…

Hz. Ali kerremallahu veçhe diyor ki:

“Huşusuz kılınan namazda, dilin afetlerinden ve boş şeylerden sakınmaksızın tutulan oruçta, Kur’an’ı tefekkürsüz okumakta, kalbe nakşolmayan ilimde, infak edilmeyen malda, zor günlerde gösterilmeyen kardeşlikte, şükredilmeyen nimette, gönülden edilmeyen ihlassız duada hayır yoktur.”

Ramazan-ı şerife sayılı günler kaldı. Allah-u Zülcelal bu ayın maneviyatından istifade etmeyi nasip eylesin. Oruçlarımızın sevabını zayi etmekten muhafaza buyursun.

Müslümanlar olarak en çok sıkıntı çektiğimiz konu, dilimizi muhafaza etmek. Ne yazık ki dilimizden çıkan sözlerin vebali hususunda çok gafletteyiz. Zannediyoruz ki dilimizi oynatmakla kolayca söyleyiverdiğimiz gibi, ağzımızdan çıkıp havaya karışıp gidiyor. Hâlbuki öyle olmuyor.

Nebi Zişan efendimiz aleyhsselatu vesselamın Hz. Muâz radıyallahu anh’a şöyle buyurduğunu okuyoruz:

“İnsanları yüzüstü cehenneme götürecek olan, dillerinin ortaya koyduğundan başka nedir ki?”

Nutk, konuşmak demek; ama rastgele, değersiz sözleri konuşmak değil; düşüne taşına konuşmak, düşündürücü şekilde konuşmak… Mantık da aynı kökten geliyor. Bu kelimeler bize konuşmakla düşünmek arasındaki kuvvetli bağı anlatıyor.

Bedenin hayatı için yemeye, içmeye nasıl ihtiyaç varsa aklın ve ruhun beslenmesi için de sözlere ihtiyaç var. İlk insan Hz. Âdem (a.s.) belki de daha yiyip içmeye başlamadan önce Rabbinin öğrettiği kelimelerle konuşmaya başladı. Çünkü insan için ruh bedenden önce geliyor.

Bizim medeniyetimiz de insanı hep bu yönden görmüş; insanın midesinden önce ruhunu beslemekle ilgilenmiş.

Ruhunu besleyen sözlerden mahrum bir insanın hakiki manada insan olması, yani düşünen, anlayan, araştıran, idrak eden bir varlık olması mümkün değil. Atamız Adem aleyhisselam isimlerin öğretilmesi, evlatlarını eğitsin diye sahifeler indirilmesi boşuna değil. İnsana konuşmayı Rabbi öğretmiş.

Şimdi bunun üzerine düşünürsek, insanı diğer canlılardan ayıran lisan nimetini, meleklerden bile üstün kılan ilim kabiliyetinin vasıtasını biz ne için kullanıyoruz?

Bizim medeniyetimiz, söz medeniyeti… Dikkat edilirse, batı âlemi zekâsını hep bilim teknik gibi sahalarda kullanırken bizim medeniyetimizin dâhi dediği zatlar parlak zekâlarını hikmetli sözler söylemekle ortaya koymuşlar.

Bizim medeniyetimiz, Kur'an ı Kerim’in yetiştirdiği bir medeniyet. Rabbimiz Kur'an-ı Kerim ile insanı eğitirken öyle bir sorumluluk yüklemiş ki; ağzından çıkan –mesela nikâh talak gibi- bir sözün haramı helâl, helâli haram yapabileceğini görmüş. Bu sebeple “ağzından çıkanı kulağının duyması gerektiğini” anlamış…

Daha da ötesi, insanı, ne kadar günahkâr da olsa, sonunda ebediyen cennetlik yapan da inanılarak söylenen bir söz, ne kadar iyiliği olsa, ebedi cehennemlik yapan da inkârı ifade eden bir söz olduğu bildirilmiş.

Ayet-i kerimelerde insana sözün doğrusunu, güzelini, açık, anlaşılır olanını, yumuşak gönül alıcı olanını söylemesi tembih edilmiş. Kavlen kerim, kavlen leyyin, kavlen meysura gibi sıfatlarla sıfatlanmış sözler övülmüş. 

Bizim ecdadımız, Kur’an’dan aldıkları ilhamla sözün hem mânâlısını, hem doğrusunu, hem özlüsünü, hem de zarif ve ahenklisini söyleme sorumluluğunu üzerlerinde hissetmişler.

Divan şiirimize baktığımız zaman görürüz ki ecdadımız özlü, hikmetli ve ahenkli sözlerden zevk alan; ince düşünceli, anlayışlı ve hassas ruhlu insanlarmış. İki satırlık bir beyitte üstüne uzun uzun düşünülecek hakikatleri özetleyiverirlermiş.

İslam sanatı denilince önce akla edebiyatın gelmesi boşuna değil. Biz bütün sanat dallarında hep sözü yazmış, nakışlamış ve bestelemişiz. Ama en çok da insan yetiştirmiş, terbiye etmişiz edebî sözler ile… Edebiyata bu sebepten edebiyat denmiş belki de; edebli insan yetiştirmeye vesile olduğu için…

Söz söylemek de kulak ve kalp sahibi olup söz anlamak da Rabbimizin büyük bir nimeti. Her nimet gibi bunları da çok özenle kullanmak gerekiyor. Acaba bu geveze çağın insanları olarak bunların farkında mıyız?

Bu mübarek Ramazan ayı vesilesiyle, dilimize biraz sahip olalım, aklımıza geleni hemen konuşmadan önce bunları bir düşünelim mi ne dersiniz?

YORUM EKLE