banner54

Ümmetin Annesi Hz. Hatice -r.anha-

banner96
Ümmetin Annesi Hz. Hatice -r.anha-
banner112

Hatice son zamanlarda onu çok etkileyen bir rüya görüyordu. Rüyasında; “Gökten güneş gibi parlak bir ışığın geldiğini, Mekke’nin semalarını kapladığını, oradan kayarak evinin üzerinde durduğunu” görmüştü. Daha sonra bu nur bütün âlemi aydınlatmıştı. 

Bu rüyayı amcasının oğlu Varaka b. Nevfel’e anlattı. Çünkü o dini kitaplar okumuş bir kişiydi. Hatice’nin rüyasını dinleyince çok heyecanlandı ve sevindi. 

“Müjdeler olsun ey amcakızı! Şüphesiz ki bu rüya Allah’ın sana büyük bir lütufta bulunacağına işarettir. Eğer bu rüya doğru çıkarsa zannederim Ahir zaman Nebisinin nuru mutlaka evinin içini aydınlatacaktır. Sen son Peygamberin nurunun feyzinden muhakkak faydalanacaksın.” dedi. 

Bu rüyayı görmesinin üzerinden biraz zaman geçti. Hatice babasından ve kocasından kalan miras sayesinde zengin bir hanımdı. Kureyşli tüccar ailelerin yaptığı gibi onun ailesi de kervanlarla ticaret yapardı. Ama bu ticaret seferleri, bir kadının dayanamayacağı tehlikeli ve zor yolculuklardı. Bu yüzden mallarını yönetecek güvenilir bir ortak arıyordu. 

Erkek kardeşinin hanımı Safiyye ona yeğeni Muhammed’in ahlakından ve dürüstlüğünden bahsedince ikna oldu. Çünkü o Mekke’de el-Emin namıyla meşhur olmuştu. Nitekim ticaret için mallarını ona teslim ettiği zaman, gerçekten de ahlakına hayran oldu. Onu tanıdıkça gönlünde ona karşı büyük bir muhabbet hissetmeye başladı. 

Büyük bir servete mirasçı olan Hatice eğer istese, dilediği gibi yaşayabilirdi. Ama o cahiliye çağında dahi kötülüklerden uzak dururdu. İslam'dan önce de iffetiyle bilinir "Tahire" lakabıyla anılırdı. O da Efendimiz gibi hiç puta tapmamıştı. 

Başından iki evlilik geçmiş olan Hatice artık en parlak taliplerini bile reddediyordu. O akıllı ve hisleri kuvvetli bir hanımdı. Kendisine evlenme teklif eden kişilerin çoğu ona güven telkin etmiyordu. Aradığı yüksek ahlak ve şahsiyeti Muhammed aleyhisselamda görmüştü. 

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam o sırada 25 yaşındaydı. Hz. Hatice’nin ise, bir rivayete göre 40 yaşında olduğu, bir başka rivayete göre 28 yaşında olduğu bildirilmiştir. O zamanın anlayışında kızlar on üç on dört yaşında evlendikleri için, yirmi sekiz yaşında bile olsa orta yaşlı bir kadın durumundaydı. Hem dul idi, iki yetim çocuğu vardı. 

Fakat Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem; Hatice’nin araya aracılar koyarak kendisine yaptığı evlilik teklifine olumlu bakmıştı. Çünkü Allah'ın Resulü için önemli olan, gençlik ve cazibe değil; iffet ve güzel ahlak idi. Hz. Hatice de bunlara sahipti. 
Adet üzerine önce Hz. Hatice’nin amcasının evinde nikah için toplanıldı. Yapılan konuşmalardan sonra Hz. Hatice’nin amcası Amr bin Esed, nikâhlarını ilan etti.

Böylece çok güzel bir yuva kurulmuş oldu. Hz. Hatice kocasına ikisi erkek, dördü kız olmak üzere altı çocuk dünyaya getirdi. Oğullarının adı, Kasım ve Abdullah; kızları ise Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Gülsüm ve Fatıma’dır.

O zamanın âdeti icabı, ilk doğan çocuğu Kasım sebebiyle Peygamberimize Ebu’l-Kasım ( Kasım’ın babası) künyesi verilmiş ve hitaplarda bu isimle hitap edilmişti. Kasım iki yaşındayken vefat etti. Hz. Peygamber’in Tayyib ve Tahir lakaplarıyla da anılan oğlu Abdullah ise daha sonra, risalet devrinde dünyaya gelecekti... 

Rahmet Deryası Bir Yuva 

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam, kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü bir zamanda dört kız evladıyla imtihan edildi. Ama o kızlarını hiç hor görmedi. Onları sevgi ve merhametle bağrına bastı, nafakalarını kazanıp getirdi, terbiyelerini de en güzel bir surette verdi. Onun kızları Mekke’nin en asilzade, en temiz kızları olarak yetiştiler. 

Zaten anneleri Hz. Hatice onların önünde çok güzel bir örnekti. Böyle iffetli ve güzel ahlaklı bir annenin kızları da elbette annelerinden güzel bir terbiye alarak yetişiyorlardı. 

Peygamberimiz hanımı ve kızlarıyla beraber sanki bir rahmet deryası içinde yaşıyorlardı. Dünyanın geri kalan kısmının kötülükleri bu eve asla sıçramıyordu. Çünkü Hz. Hatice çok dirayetli bir hanım olarak evlerini kötü sözlerden ve dedikodulardan çok güzel bir şekilde koruyordu. 

Fakat onların evinin dışındaki âlem ne yazık ki acılar denizi içinde yüzüyordu. Dünyanın her yerini sapkınlıklar ve zulümler sarmıştı. Çarşılarda haksızlık almış yürümüştü. Evlerden yetimlerin ahları, zayıfların figanları yükseliyordu. Mabedlerde hurafelerin, Allaha iftira eden bozuk itikatların yeri olmuştu. 

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam sanki dünyanın bu haline dayanamaz gibi Hira mağarasına çekilmeyi adet haline getirmişti. 

Ticaret seferinden dönünce hemen Kâbe’yi tavaf etmeye koşar. Putlardan uzak durarak tavaf ettikten sonra ailesinin yanına gelirdi. Birkaç gün onlarla zaman geçirip dinlendikten sonra Hira mağarasına çekilip tefekkür ederdi. Onun Hira’dan dönüş zamanında ise adetleri olduğu üzere fakirlere ve yoksullara yemek verirlerdi. 

Sanki Hz. Hatice ne zamandan beridir yatağını arayan bir ırmaktı, özlediği ummana kavuşmuştu. Artık bütün çalkantıları bitmişti, huzura kavuşmuştu. Onlar pek çok fazilet hususunda o kadar birbirine benziyorlardı, öyle birbirlerine destek oluyorlardı ki, sanki ruhları ezelden beri tanışıyordu. Cömertlikte ve iyilikte de daima iki el gibi birbirlerine destek oldular. Yoksullar onların sofralarında doyar olmuştu. 

Hele Kureyş’in muhterem saydığı Recep ayında misafirperverlikleri en coşkun halini alırdı. Çünkü bu ayda Hz. Muhammed, eskiden beri hanif dedelerinin yaptığı gibi, Hira dağına ibadete çekiliyordu. İbadetin lezzetinden öyle bir hale geliyordu ki sanki bir cömertlik rüzgârı gibi esiyordu yoksulların üzerine. Muhterem hanımı da bunu bildiğinden, onun inişini yemekler yaparak, sofralar kurarak beklerdi. 

İlk İman Eden Hanım 

Allah Resulüne Hira dağında ilk vahiy geldiği zaman onu ilk tasdik eden kişi Hz. Hatice radıyallahu anhu oldu. Peygamber aleyhisselatu vesselam son zamanlarda fevkalade hadiselere şahit oluyordu. Bunların cinlerle ilgisinin olması veya kahinlik belirtisi olmasından korkup Hz. Hatice'yle dertleşti. Hz. Hatice validemize şöyle açıldı: 

"Ey Hatice! Ben ışıklar görüyor, sesler işitiyorum. Ben bir kâhin olmaktan korkuyorum. Allah'a yemin ederim ki, şu putlardan ve kâhinlikten nefret ettiğim kadar, hiçbir şeyden nefret etmem."

Hz. Hatice, Peygamber Efendimizi teskin ve teselli ettikten sonra Efendimizi Varaka bin Nevfel'e götürdü ve durumu ona anlattılar. Varaka, Efendimize korkulacak bir şey olmadığını söyledi ve: 

"Sesi işitince oradan uzaklaşıp başka yere gitme. Sana söylenilen şeyi iyi dinle. Sonra söylenilen şeyleri bana haber ver." dedi. 

Allah-u Teâlâ açık rüyalar görmesi, tenha yerlerde sesler duyması gibi hadiselerle Efendimizi ilahi hitaba, vahye hazırlıyordu. Olgunluk çağı olan kırk yaşına kadar onu günahlardan ve türlü sapkınlıklardan korumuştu bundan sonra nübüvvetle taçlandıracak ve âlemleri aydınlatması için Kur'an-ı Kerim kandili ile ve İslam ile onu şereflendirecekti.

Hz. Aişe annemiz şöyle rivayet etmiştir: 

"Allah Resulü'ne vahyin başlaması doğru rüyalar görmekle olmuştur. Gördüğü her rüya sabahın aydınlığı gibi aynen çıkardı. Sonra ona yalnızlık sevdirildi. Artık Hira mağarasında yalnızlığa çekilir, oradan ailesinin yanına gelinceye kadar sayısı belirli gecelerde ibadet eder ve (ailesinin yanına döndükten bir süre sonra) yine azık alıp mağaraya geri giderdi. Sonra yine Hatice'nin yanına dönüp, bir o kadar zaman için azık tedarik ederdi."

“Allah’ın Resûlü bir gün Hira mağarasında bulunduğu sırada Hak (vahiy) kendisine geldi. Ona melek geldi ve "Oku" dedi. O da: "Ben okumak bilmem" cevabını verdi. Hz. Peygamber buyurdu ki: "O zaman melek beni alıp takatim kesilinceye kadar sıktı. Sonra bırakıp yine: “Oku!” dedi. Ben de Ona: “Ben okumak bilmem” dedim. Yine beni alıp ikinci defa takatim kesilinceye kadar sıktı. Sonra beni bırakıp yine: “Oku!” dedi. Ben de: “Okumak bilmem” dedim. Beni alıp üçüncü defa sıktı. Sonra beni bırakıp: "Yaratan Rabbinîn adıyla oku. O insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku, Rabbin nihayetsiz kerem sahibidir. O, kalemle (yazı yazmayı) öğretendir, insana bitmediğini O öğretti.”(Alak, 96/1-5) dedi."

"Bunun üzerine Allah Resulü yüreği titreyerek korku içinde döndü ve eşi Hatice bt. Huveylid'in yanına giderek "Beni örtünüz, beni örtünüz" dedi…” 

İki Cihan Güneşi Efendimiz büyük bir heyecan içerisinde, evine döndüğünde Hz. Hatice validemiz Efendimizin yüzünde şimdiye kadar görmediği bir nur gördü. Sanki etrafına güzel bir koku ve feyz saçıyordu. 

Peygamber sallallahu aleyhi vesellem yaşadığı o muhteşem hadisenin heybetinden dolayı titriyordu. Ondaki bu ürpert hali gidinceye kadar üzerini örttüler.

Sonra Hz. Peygamber başından geçenleri Hz. Hatice'ye anlattı. Vahiy meleğini gök ile yer arasında görmüştü. Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam: 

"Kendimden korktum" deyince Hz. Hatice: 

"Hayır, Allah'a yemin ederim ki, Allah seni asla utandırmaz. Çünkü sen akrabana bakarsın, işini görmekten aciz olanların yüklerini çekersin, yoksula verir, hiçbir şeyi olmayana bağışta bulunursun, misafiri ağırlarsın, bir felakete uğrayana yardım edersin" dedi.

Hz. Hatice’nin kalbine doğan ilham dilinden taştı: 

“Müjde ey amcamın oğlu! Ben Senin bu ümmetin peygamberi olacağını ümit ediyorum.” diyerek kendisine ilk iman eden kişi oldu. (İbn Hişam, I,238) 

Hz. Hatice, Hz. Peygamber'i alıp amcasının oğlu Varaka b. Nevfel'e götürdü. Varaka iyice yaşlanmış, gözleri görmez hale gelmişti. Hz. Hatice, Varaka'ya: 

- Amcamın oğlu! Dinle bak, yeğenin neler söylüyor, dedi. Varaka: 

- Yeğenim, ne oldu, hayırdır? diye sordu. Hz. Peygamber başından geçenleri anlattı. Bunun üzerine Varaka şöyle dedi: 

- Bu gördüğün, Allah'ın Hz. Musa'ya gönderdiği Nâmus'tur. Keşke senin davet zamanında genç olsaydım! Kavminin seni bu şehirden çıkaracakları zaman keşke hayatta olsam!"

Bunları duyan Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şaşırarak 

- Onlar beni buradan çıkaracaklar mı ki? diye sordu. Varaka da: 

- Evet, senin getirdiğin bu dava ve mesaj ile gelen herkes, her peygamber, düşmanlığa uğramıştır. Şayet senin davet günlerine yetişirsem, sana elimden gelen yardımı yaparım. dedi. 

Çok geçmeden Varaka vefat etti ve o sıralarda bir süreliğine vahiy de kesildi.(Buharî, Bed’u’l-vahy,1).

İlk Cemaatle Namaz 

Hatice validemiz, o günlerde Efendimizi hep düşünceli ve üzgün görüyordu. Çünkü içinde bulunduğu cemiyeti atalarının dininden vazgeçirmek ve yeni bir dine davet etmek kolay değildi. Allah Resulü bu büyük derdini validemize anlattı.

- Bana kim inanır ya Hatice!

- Sana kim inanmaz ki? Önce ben inandım. Dedi.

İlk andan itibaren hiç kuşku duymadı, hiç tereddüt etmedi, Hz. Hatice. Peygamberimizin yaşadığı o sarsıntılı günlerde en önemli hizmetlerinden birisi, Efendimize gösterdiği bu hüsnükabul idi.

Bir müddet iki mümin kul olarak gizlice namaz kıldılar. Bu ilk cemaate ilk katılan kişi, daha sonra ehli beytin babası olma şerefine nail olacak olan Hz. Ali olacaktı. 

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam bundan sonra ilk davetini Hz. Ebu Bekir’e yaptı. Onunla da bazen sahralara çıkar, gizlice baş başa namaz kılarlardı. Hz. Ali’den rivayet edildiğine göre Hz. Ebu Bekir’in Müslüman olması Hz. Ali’den daha evvel olmuştur.

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselamın tebliğ ve davet vazifesine en çok destek verenler bu ilk müminlerdir. Onlar bütün hayatlarını Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme destek vermeye adadılar. Bilhassa Hz. Hatice bunu büyük bir aşk ve şevkle yapıyordu. 

Hz. Peygamberi imanıyla, hizmetiyle, tesellisiyle, malıyla, evlatlarıyla destekledi. Tebliğ yolunda karşılaştığı bütün zorluklara karşı hep Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin yanında oldu. Akrabalarından bazıları bile onu terk ettiği, kavminin büyükleri onunla alay ettiği sırada Peygamberimize teselli verdi. Müşrikler müslümanlara boykot uyguladığı zaman malını mülkünü Müslümanlar için harcayıp tüketti. 

Cennetin Özlediği Hanım… 

Hz. Hatice altmış yaşına ulaşmıştı. Ama çektiği çillerle adeta iki büklüm olmuştu. Eline ne geçerse dağıtmış, kendi aç kalmıştı. Hep sabretmiş, kızlarına da güzel örnek olmuştu. Ölüm döşeğine düştüğü hastalık gelip çattığında kızları başucunda üzüntüyle oturuyorlardı. 

Hz. Hatice annemizin artık gözü arkada değildi, çünkü kendisinden sonra Peygamber sallallahu aleyhi veselleme destek olacak hayırlı bir evlat yetiştirmişti. Kızların hası, babacığının annesi, Hz. Fatıma’yı… O da annesinin yolundan giderek cennet hanımlarından bir diğeri olacaktı.

Allah Resulünün hayat yoldaşıydı, dava arkadaşıydı o… Bütün mümine hanımlar için vefa ve sadakat timsali oldu. Medine’ye hicretten üç sene önce Ramazan'da hastalanan Hz. Hatice radıyallahu anhâ annemiz, müjdeler eşliğinde Rabbine kavuştu. Mekke şehrinde, Hacun Kabristanına defnedildi. 

Hz. Hatice'yi kabrine Peygamberimiz bizzat kendisi indirirken gözleri yaşla doluydu. Mübarek hanımı sadakatini son nefesine kadar ispat etmiş ve cennet-i alaya kanatlanmıştı. Artık bundan sonra onun o eşsiz desteği olmayacaktı. 

Nebi Zişan Efendimiz, Hz. Hatice annemizin vefat ettiği seneye “Hüzün senesi” adını verdi. O yıl amcası Ebu Talip de hayatını kaybetmişti. 

–Şu ümmetin üzerine gelen iki büyük musibetten hangisine daha çok üzüleceğimi bilemiyorum.” (Ya’kûbî, II, 35; Taberî, Târih, II, 229) buyurmuştu. 

Hz. Hatice’nin desteği ve hizmeti Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam tarafından her zaman vefa ile anıldı, hiç unutulmadı. 

Allah-u Zülcelâl biz Müslüman hanımları, annemize lâyık kızlar eylesin. Onun şefaatlerine nail olmayı ve cennette onun ziyaret etmeyi bizlere nasip eylesin. Amin.

Güncelleme Tarihi: 13 Mart 2019, 11:15
YORUM EKLE
banner64