banner66

Salih Ameller, Simada ve Kalpte Nurdur

banner97
Salih Ameller, Simada ve Kalpte Nurdur
banner112

Allah-u Zülcelâl’e hamd-u senalar olsun, bize iman etmeyi sevdirmiş, küfrü, onu inkâr etmekten de bizi muhafaza etmiştir. Böyle olduğu için, Allah-u Zülcelâl’e karşı çok borçluyuz. Ona hamd-u sena etmek, şükretmek, devamlı olarak onun emir ve nehiylerini yerine getirmek, bizim için bir vazifedir. 

Bu konuda Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede şöyle buyuruyor:

“Hem bilin ki, içinizde Allah'ın elçisi vardır. Şayet o, birçok işlerde size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah size imanı sevdirmiş ve onu gönüllerinize güzel göstermiş ve küfrü, fıskı ve isyanı da size çirkin göstermiştir. İşte doğru yolda olanlar bunlardır.” (Hucurat, 7)

Allah-u Zülcelâl imanı sevdirmiştir, yani iman o kadar sevimlidir ki, çünkü kıyamet gününde iman insanı Allah'ın gazabından ve cehennem azabından muhafaza ediyor; Allah-u Zülcelâl’in rızasına ve cennet-i alanın nimetlerine sebep oluyor. 

Bizim küçüklüğümüzden beri imanı Allah-u Zülcelâl bize nasip etmiştir. Bize nasip ettiği için de Allah-u Zülcelâl’e çok hamd-u senalar ve şükürler etmemiz lazımdır. 

Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimenin devamında buyuruyor ki, “ve küfrü, fıskı ve isyanı da size çirkin göstermiştir. İşte doğru yolda olanlar bunlardır.”

Demek ki, müminlerin kalbine küfrü, fasıklığı, günahkârlığı ve itaat edilmesi gereken emirlere isyan etmeyi çirkin gösteren, bunlardan muhafaza eden de Allah-u Zülcelâl’dir. Bunlardan ikrah etmek, sevmemek zaten imanın icabıdır. 

Peygamber aleyhisselatu vesselama sormuşlar, 

“Ya Rasulallah, mümin kimdir?” 

Şöyle cevap vermiş: 

“Hayır işleyince ferahlanan, günah işleyince mahzun olan kişidir,” 

Demek ki, müminler, salih bir amel işlediği zaman, ferahlar. “Allah bunu bize nasip etti,” diye sevinir. Günah işlediğimiz zaman da üzülür, mahzun olur. 

Bir insan günah işleyince mahzun oluyorsa devamlı mahzun olmaz, günah işlemekten kendini muhafaza eder. Sevapları da seviniyorsa, o zaman da devamlı sevap yapacaktır. 

Dikkat edelim, eğer insan günah işleyince mahzun olmuyorsa, sevap işleyince ferahlanmıyorsa o zaman onda mümin sıfatı eksiktir. Öyleyse sevap yapınca sevinelim, günah yapınca mahzun olalım. İster biz yapalım, ister mümin kardeşlerimiz yapsınlar, Allah'ın razı olmayacağı, günah olan bir şey yapınca mahzun olalım, sıkıntı duyalım, sevapları da, kim yaparsa yapsın, sevinelim. 

Amellerimize Güvenmeyelim 

Daima Allah'ın razı olacağı bütün hallere sevinelim, Allah'ın sevmediği şeylere de razı olmayalım. Bu imanın teminatıdır. Elimizden geldiği kadar Allah'ın razı olacağı şeyleri yapalım, yaptığımız şeylere de kibirlenmeyelim, çünkü ne kadar amel yapsak da Allah'a layık kulluk yapamayız. 

Peygamber aleyhisselatu vesselam şöyle buyurdular:

“Kalbinde hardal tanesi kadar îmân olan hiçbir kimse cehenneme girmez. Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunan hiçbir kimse de cennete giremez.” (Müslim, Îmân, 148-149)

İşte kibir böyle kötüdür. İnsan hiçbir zaman yaptığı amele bakarak kendini beğenmemeli, ucub hissine kapılmamalıdır. Bu çok tehlikelidir, hiçbir mümin bunu yapmamalıdır. 

Hiçbir zaman nefsimizin hilelerinden gafil kalmayalım. İmam Ali radıyallahu anh diyor ki: 

“Aç bir sürüyü, başkasının merasına girmesin diye bekçilik eden bir çoban gibi, nefsime karşı bekçilik ediyorum.” 

Nasıl ki, aç bir sürü yeşil bir otlak görünce dayanamaz, her biri bir taraftan saldırmak ister, işte nefsin heva ve arzuları da böyle çeşit çeşittir; birini tutsan, öbüründen gafil olsan, oradan saldırır. Bunun gibi, nefsin türlü türlü arzuları ve hileleri vardır, ona karşı daima uyanık olmalıdır. 

Kim nefsinden gafil kalırsa, kendini helak etmiş olur. Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede “nefsinizi helak etmeyin” buyuruyor. 

“Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helâk etmeyin. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir.” (Nisa, 29)

İnsan nefsini günahtan korumalıdır, eğer gafil kalırsa, korumazsa nefsi kendini helak eder. Çünkü günah işlediği zaman kendini cehenneme atmış oluyor. 

Kendi Nefsimizi Düzeltelim

Kendi günahlarımızla meşgul olalım, başkalarının hatalarını araştırmayalım. Bir mümin kardeşimizin günahını araştırıp, zemmetmekle meşgul olup da, kendi günahımız kati olduğu halde onu düzeltmekle meşgul olmamak çok yanlış bir şeydir. 

En büyük yiğitlik kendi nefsini yenmektir. Peygamber aleyhisselatu vesselam buyuruyor ki:

"Kuvvetli ve kahraman pehlivan, herkesi yenen kimse değildir. Kuvvetli ve kahraman pehlivan ancak öfke zamanında nefsine mâlik olan ve öfkesini yenen kimsedir." (Müslim, Birr ve Sıla, 107).

Başkalarını yenen, birinci olan pehlivan değil, asıl kim kendi nefsini yenerse o pehlivandır buyuruyor, Peygamber sallallahu aleyhi vesellem. 

Nefsimizi yenmek için onu tanımak lazımdır. Eğer nefsimizi tanırsak, ona mağlup olmazsak işte o zaman yeryüzünde bizden daha büyük pehlivan yoktur. 

Allah-u Zülcelâl el- Ğayyurdur, kullarının başkalarını Allah'ı sever gibi sevmesini kıskanır, razı olmaz. Allah-u Zülcelâl kullarının kalbine baktığı zaman başka şeylerin sevgisini gördüğü zaman Allah sevgisini koymaz, yalnız Allah'ın sevgisi olacak. Hem başkasının hem Allah'ın sevgisini koymak mümkün değildir, yalnız Allah'ın sevgisi olacak. Hak da böyledir çünkü. Kalbimizi tamamen Allah'a vermemiz Allah'ın hakkıdır. 

Ama olaylara baktığımız zaman öyle göremiyoruz. Bir arkadaşın sana bir çay ikram etse ona teşekkür ediyorsun. 

Allah sana neler vermiş? 

Allah sana can verdi, ruh verdi, iman verdi, bütün rızıklar verdi. Ne dersen, hepsini Allah verdi. Ama Allah'tan gafiliz, sanki biz kazanıyoruz, biz yapıyoruz. Hep ben ben, diyoruz. Öyle değildir, hepsi Allah'tandır. Eğer bunların hepsini Allah'ın verdiğini düşünürsen, o zaman Allah'a aşık olacaksın. 

Hastalandığın zaman doktora gidiyorsun. Doktor sana bir ilaç verdiği zaman iyi geldiyse, “Teşekkür ederim, Allah razı olsun, rahatladım,” diyorsun. Hâlbuki onun ilacı şifaya vesiledir, sebeptir. Asıl şifayı veren Allah’tır. 

Allah-u Zülcelâl’in sayılamayacak kadar çok nimetleri var üzerimizde, tam idrak edersek ona aşık olacağız. 

Allah’ı Razı Edelim 

Ne güzel bir vasiyettir; 

“Sen sadece bir kapıyı çal, bütün kâinatın kapıları açılacak.”

Yani sen sadece Allah'ın kapısını çal, bütün kapılar açılacak. Yani sen Allah'ı razı et, ondan sonra hem dünya kapıları hem ahiret kapıları açılacak. 

Sana Azrail dost olacak, kabir dost olacak, kabirde sorgu melekleri Münker Nekir dost olacak. Haşir meydanı, sırat köprüsü, hepsinin kapıları senin önüne açılacak. Sadece sen Allah'ı razı et, Allah'ın kapısını çaldığın zaman, ibadetle, zikirle, ruh ile, can ile, o zaman bütün kapılar açılacak. Allah-u Zülcelâl bize nasip etsin inşallah. 

Yani insan Allah'ı razı ederse, bütün kâinat ona musahhar olacak. Hepsi ona ikramda bulunacak. 

Allah'tan Hayâ Edelim

Allah-u Zülcelâl o kadar şefkatlidir, bize nasihat ediyor. Bir hadis-i kudside Peygamber aleyhisselatu vesselam şöyle haber veriyor:

“Allah-u Zülcelâl yemin ederek, ‘Müslüman olarak ihtiyarlayan kuluma azap etmekten hayâ ederim,’ buyurdu. Resulullah efendimizin ağladığı görüldü. Sebebi sorulunca, 

“Allah-u Zülcelâl kendisinden hayâ ettiği halde, O’ndan hayâ etmeyen kimseye ağlıyorum,” buyurdu. (Beyhaki)

Yani mümin bir kulun saçı başı ağarmış, beli bükülmüş olduğu zaman Allah-u Zülcelâl ona merhamet ediyor, ona azap etmekten hayâ ediyorum, diyor. “Sen de benden hayâ et ey kulum,” diyor. Öyleyse bizim de böyle merhametli Rabbimizin rızasını kazanmamız lazımdır. Kendimiz için; çünkü biz itaat etmekle veya isyan etmekle, ne Allah'a bir menfaat verebiliyoruz ne de zarar verebiliyoruz. Menfaat de zarar da bize dönüyor. Ayet-i kerimede Allah-u Zülcelâl şöyle buyuruyor: 

“Kim salih bir amel işlerse kendi iyiliğine, kim de kötülük yaparsa kendi aleyhine işlemiş olur." (Casiye, 15)

Allah-u Zülcelâl âlemden müstağnidir, hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Kendimiz için Ona kul olalım inşallah. 

Sevaplar hayırlar, yüzden nurdur, yüzümüzü nurlu yapar, kalbini nurlu yapar ve rızkı da genişletiyor. Onun vücudu da kuvvetli oluyor ve insanlar da onu seviyorlar. Çünkü Allah-u Zülcelâl sevdiği kulunu sevdiriyor. 

Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bu konuda şöyle buyurmuştur:

“Allah Teâlâ bir kulu sevdiği zaman Cebrâil’e:

- Ben filanı seviyorum onu sen de sev! diye emreder. Cebrâil onu sever ve sonra gök halkına:

- Allah filanı seviyor, onu siz de seviniz, diye seslenir. Gök halkı da o kimseyi sever, sonra yeryüzündekilerin kalbinde o kimseye karşı bir sevgi uyanır. 

Allah Teâlâ bir kula buğzettiği zaman, Cebrâil’e:

- Ben, filanı sevmiyorum, onu sen de sevme! diye emreder. Cebrâil de onu sevmez. Sonra Cebrâil gök halkına:

- Allah filan kişiyi sevmiyor, onu siz de sevmeyin, der. Göktekiler de o kimseyi sevmezler. Sonra da yeryüzündekiler de o kimseyi sevmezler.” (Müslim, Birr, 157)

İşte böyledir, Allah-u Zülcelâl bir kişiden razı olduğu zaman mümin insanlar da ondan razı olurlar. Her zaman diyoruz ya, bir kişi öldüğü zaman onu tanıyanlar onun hakkında, “Biz onun hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyoruz” derlerse Allah-u Zülcelâl buyuruyor ki, “Ben de sizin onun hakkındaki şehadetinizi kabul ettim.”

Eğer derlerse, “Biz ondan razı değiliz, şöyleydi böyleydi,” o zaman Allah-u Zülcelâl “Ben de sizin şahitliğinizi kabul ettim,” diyecek. 

Cennetin Anahtarı Salih Amel 

Amel-i salih, ahiret âleminin geçer akçesidir. Yani nasıl bu dünyada her şeyi para ile alıyoruz, ahiret âleminde de Allah için yaptığımız salih ameller ile cennete gireceğiz. 

Salih ameller, cennete girmemiz için lazımdır. Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede müminler hakkında şöyle buyuruyor:

“Melekler, onların canlarını iyi kimseler olarak alırken, ‘Selâm size! Yapmış olduğunuz salih amellere karşılık girin cennete,’ derler.”(Nahl, 32) 

Bunu böyle bilelim, bütün ihtiyacımız, bir hazinenin içindedir, onun anahtarı da Allah'ın elindedir. Meleklerin ihtiyaçları, insanların ihtiyaçları hepsi Allah'ın elindedir, herkes Allah'a muhtaçtır. Öyleyse elimizden geldiği kadar Allah'ı razı edelim. 

Tabi her insan ister, hepimiz istiyoruz Allah'ı razı etmeyi öyle değil mi? öyleyse Allah'ın nasip etmesi için dua edelim. Allah-u Zülcelâl; 

“Dua edin, icabet edeyim,” buyuruyor. 

İstemek ama nasıl? Ruhla, canla, samimi hislerle istemek lazımdır. Allah-u Zülcelâl öyle isteyenlere veriyor. Peygamber aleyhisselatu vesselam buyuruyor:

“Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz. Ama o sizin kalplerinize ve amellerinize bakar." (Müslim, Birr, 33; İbn Mâce, Zühd, 9)

Sizin dilinize bakmaz, sizin konuşmanıza bakmaz, sizin kalbinize bakar. Sizin kalbinizdeki hararete bakar. Mesela Allah-u Zülcelâl size dese ki, “Senden razı olmam için kendini göklerden yere atacaksın,” bir milim düşünmeden kendini atacak şekilde samimi olan kişinin kalbine bakar. Allah'ın rızasını her şeyden üstün gördüğümüz zaman Allah da bize istediğimizi verecektir. 

Allah-u Zülcelâl den ihtiyaçlarımızı istemek için elimizi duaya açarsak o zaman kolay olur. Allah istemedikçe hiçbir şey olmaz.

Bunu bilelim, Allah-u Zülcelâl’in rızası, rahmeti bir tarafta, Allah'ın gazabı da neuzubillah diğer tarafta olduğunda; bizim de elimizden geldiği kadar, canımız, ruhumuz her şeyimiz Allah-u Zülcelâlin rızası tarafında olmalıdır. 

Allah-u Zülcelâlin gazaba geleceği şeylere meyil etmeyelim. Yani günahlara meyletmeyelim. Şayet nefsimize mağlup olduğumuz zaman, şeytan bizi bir günahla mağlup ettiği zaman hemen tevbeye kaçalım. Hemen pişman olalım. Böyle olduğu zaman Allah-u Zülcelâl bize merhametiyle muamele edecek, bize rahmetini nasip edecek. İnsan Allah'ın gazap ettiği şeylere meyl ettiği zaman, Allah'ın gazabına kavuşacaktır, neuzubillah. 

Hepimiz Allah-u Zülcelâl’e karşı tevbe edelim. Çünkü Peygamberlerden başka herkes hata işler. Kimisi büyük günah işler, kimisi orta, kimisi küçük günah işler ama günahsız kimse yoktur. 

Herkesin hatası kendine göredir. Bir evliya için zikirden gafil kalmak da hatadır. Peygamberler günah işlemekten korunmuşlardır ama onların dışında herkesin hatası vardır. 

İnsanları da tevbeye davet edelim. “Allah bana tevbe nasip etmiş. Bazılarına tevbe nasip ediyor, bazılarına nasip etmiyor,” deyip, bırakmayalım, insanları davet edelim. Böyle yaparsan onların kazandığı sevaptan sana da verilecek inşaallah. Allah hem senden, hem ondan razı olacak inşallah. 

Eğer bir yerde oturduğunda sohbet yaparsan, Allah'ın yoluna davet edersen, o zaman o cemaatin üzerine Allah'ın rahmeti gelecek, mağfireti gelecek, nurlar gelecek, herkes o nurlarla dağılacak, inşaallah. 

Ama gıybet ettiğimiz, hiç Allah'tan bahsetmediğimiz, hiç Peygamber’den, evliyalardan bahsetmediği zaman, hâşâ cemaatten, sanki onlar bir leşin üzerinden dağılır gibi, ağzında bir parça kokmuş leş ile ayrılıp gider gibi pis kokuyla ayrılmış olurlar. Peygamber efendimiz öyle buyuruyor; 

“Oturdukları meclisten orada Allah’ı zikretmeden kalkan bir topluluk, hayvan leşi üzerinden kalkmış gibidir. Bu, onlar için pişman olacakları bir kayıptır.” (Ebu Dâvud; 4; 264)

Allah-u Zülcelâl cümlemize razı olacağı amelleri işlemeyi nasip eylesin, bizi hayırda kullansın, nefsimize bırakmasın. Amin

Seyda Muhammed Konyevi

YORUM EKLE
banner61
SIRADAKİ HABER