banner55

Hayırlı Eşler, Birbirlerini Cennete Götüren Eşlerdir

banner99
Hayırlı Eşler, Birbirlerini Cennete Götüren Eşlerdir
banner112

Bismillahirrahmanirrahim

Rabbimiz Yasin suresinde şöyle buyurmaktadır: 

“Toprağın bitirdiklerini, insanların kendilerini ve daha bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah'ı tesbih ve takdis ederim.” (Yasin, 36)

Sübhan olan Allah; çift yaratılmanın sadece insan ve hayvanlarda olmadığını, topraktan çıkan her türlü nebatın ve cansız şeylerin çift yaratıldığını kainattaki her şeyin, maddenin en küçük parçası olan zerrede dahi çift olma halinin mevcut olup, bu ayette dişi ve erkek olarak tefsir edilmiştir. (Sabuni; Safvetü’t- Tefasir)

Yeni yeni keşfedilmiş bu ilimler, Rabbimizin sonsuz ilminde hep var olan hakikatlerdir. İnsanın çift yaratılışındaki gaye, yalnızlığın giderilmesi, birliktelik ile eksikliklerin giderilmesi, dünya hayatının mutlu olarak geçirilmesi ve daha birçok hikmetler gereği Allah-u Zülcelâl insanı birbirini tamamlayan iki ana unsur olarak yaratmıştır. 

Başka bir ayet-i kerimede:

“Allah, sizi bir tek nefisten yaratan ve kendisi ile sükunet bulsun diye eşini de ondan var edendir.” (Araf, 189)buyurulmaktadır. Allah-u Zülcelâl “mutlu olasınız diye,” buyurmaktadır. Eşlerin birbirine mutluluk kaynağı olmaları için aralarına kuvvetli bir sevgi ve merhamet vermiştir. 

İslam Dininin temel amaçlarından biri de sağlam bir toplum oluşturmaktır. Toplum yapısını oluşturan en sağlam unsur ise ailedir. Ailenin temel taşı, nikah akdi ile gerçekleşir. Bu akid, eşlerin birbirine verdikleri sözdür. Bu sözü kayda değer olmayan sebeplerden dolayı bozmak, yani boşanmak, mümin sıfatına yakışmaz. 

Allah-u Zülcelâlin bize imandan sonra verdiği en büyük nimetlerden birisi de, huzurlu bir aile birlikteliğidir. Kur'an-ı Kerim’de bu husus bize şöyle aktarılmaktadır: 

“Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” (Rum; 21)

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem de ümmetinin çoğalması için evliliğe teşvik etmiş ve şöyle buyurmuştur: 

“Nikah (evlenmek) benim sünnetim (yolum)dur. Kim benim bu yolum ile amel etmez (bundan yüz çevirir) ise, benden değildir. Ve evleniniz. Çünkü ben (kıyamet günü diğer) ümmetlere karşı çokluğunuzla iftihar ediciyim.” (İbn Mace, Nikah, 1)

İslam dini, evlilik konusuna büyük önem vermiştir. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem:

“Allah için evlenip Allah için evlendiren Allah'ın dostluğunu kazanır.” (Ahmed bin Hanbel) buyurmuştur.

Eşler Birbirini İyiliğe Teşvik Etmeli 

Allah-u Zülcelâl’i razı etmek konusunda müslüman eşler birbirine yardımcı olmalı, birbirlerinin eksikliklerini gidermeli, birbirlerini hayra teşvik etmelidir. 

Seyda Muhammed Konyevi hazretleri bir nasihatinde: “Hayırlı eşler, birbirlerini cennete götüren eşlerdir,” diye buyurmuştur. 

Eşler birbirlerinin sadece dünyevi ihtiyaçları için değil, müslüman bir aile örneği ortaya koymak için, ahretleri için yardımcı olmaları gerekir. Aile fertlerinin karşılıklı sohbet etmesi, Allah'ın nimetlerinin çokluğundan güzelliğinden bahsedip şükre teşvik etmesi, cemaatle namazların kılınması gibi… böyle bir aile ortamında filizlenip yeşerecek çocuklar da topluma örnek insanlar olurlar. 

Evlilik ortak değerler üzerine kurulur. Aile hayatı her türlü üzüntü ve sevinci paylaşıp dünya hayatını mutlu, ahireti de huzuru elde etmek için bir birlikteliktir. Çocuklar da bu aile bahçesinin gülüdürler.

Sağlam ve kuvvetli bir topluluk olmak için anne babanın çocuklarının dini ve dünyevi eğitimleriyle ve edebleriyle özenle ilgilenmeleri gerekir. Çünkü sağlam bir topluluk sağlam bir aileden meydana gelir. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:

“Hiçbir anne-baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha üstün bir ikramda bulunmamıştır.” (Tirmizî, Birr, 33)

Hayatımızın en değerli varlıkları olan aile fertleri, en büyük sevgiyi ve saygıyı hak etmektedir. bu nedenle kalbimizin en derinliklerine kadar hissettiğimiz bu sevgiyi dile dökmekten çekinmemek gerek. Nitekim Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem: 
"Biriniz bir müslümanı seviyorsa, ona sevdiğini söylesin.” (Tirmizî, Zühd 54) buyurmaktadır. 

Sevdiğimizi ve değer verdiğimizi söylemek evdeki huzur ve muhabbeti artırır. Allah-u Zülcelâl’in buyurduğu gibi, 

“Allah, size evlerinizi huzur ve sükun yeri yaptı.” (Nahl, 80)

Ailedeki mutluluk eşler arasındaki sevgi ve saygıya bağlıdır. Bir başka husus ise, yeni nesil gençlerin, evliliği sadece aşk olarak görmeleridir. Evlendikten sonra iki yabancı insanın bir araya gelmesiyle birbirlerini tanıma süreci başlar. Daha çok evliliğin ilk yıllarında sıkıntılar, tartışmalar oluşabiliyor. Bunların karşısında sabır göstermek, alttan almak, ülfet ve şefkat yolunu tercih etmek, sonraki yıllarda sabrın yerini saadetin almasını sağlayacaktır. 

Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede, 

“İyilikle kötülük eşit değildir. Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur.” (Fussilet, 34) buyurmuştur. 

İmam-ı Azam hazretleri, “Her şeyin iyi tarafı vardır, siz iyi tarafını söyleyin, kötü tarafını söylemeyin,” buyururdu. Bir gün ölmüş, kokmuş bir köpek leşinin yanından geçtiler. Kendisine:

“Bu kokmuş köpeğin iyi tarafı var mıdır?” diye sordular. İmam-ı Azam:

“Köpeğin dişleri güneşe karşı ne güzel parlıyor. Parlak dişleri var. Bu da onun iyi tarafıdır,” demiştir. 

Bizim de olaylar karşısında daima iyi tarafına bakmamız lazımdır. Böylece hem kendimiz mutlu oluruz, hem de karşı tarafı mutlu edebiliriz. 

Anne Babaya Hürmet Edilmeli 

Bir başka önemli husus ise son dönemlerde yaygınlaşan, “Benim hayatım, benim düzenim, benim isteklerim,” düşüncesidir. Değinilmesi gereken önemli bir husus, bakmakla yükümlü olduğumuz yaşlılarımız veya anne babalarımızın haklarına riayet edilmesidir. Onları bir külfet olarak değil, bir nimet olarak görmeliyiz. Allah-u Zülcelâl anne babaya saygılı olunmasını ve onların incitilmemesini emretmiştir. Ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: 

“Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.”(İsra, 23-24)

Ayette belirtildiği gibi, anne babaların rızalarını kazanmak için özen gösterilmeli ve unutulmamalıdır ki, büyükler evin bereketidir. 

Allah-u Zülcelâl şöyle buyuruyor: 

“…Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi, kadınların da erkekler üzerinde belli hakları vardır. Ancak erkekler kadınlara nazaran bir derece üstünlüğe sahiptirler. Allah Aziz’dir, Hakim’dir.”(Bakara; 228) 

Ayetteki üstünlükten kasıt, aile reisliğidir. Ailenin nafakasını temin edip, aileyi himaye eden erkek elbette itaate daha fazla layıktır. Kadının kocasına itaat etmesi, rızası olmadan evden çıkmaması, malını saçıp savurmaması, ev işlerini ihmal etmemesi, kocasının onurunu koruması gerekir. 

Kadın evin yemek saatlerine ve uyku saatlerine dikkat etmelidir. Nitekim denilmiştir ki, “Açlık insanı huysuz eder, uykusuzluk ise öfkelendirir.”

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem bir hadis-i şerifinde: 

“Kocasını memnun ederek ölen kadın cennetliktir,” (Tirmizi) buyurmuştur. 

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem Veda hutbesinde kadının kocası üzerindeki hakları konusunda şöyle buyuruyor:

“Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah'ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah'ın emriyle helal kıldınız. 

Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınızı; yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evlerinize almamalarıdır. Eğer gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırlarsa, Allah, size onları yataklarında yalnız bırakmanıza ve sakındırmanıza izin vermiştir. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.”

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, 

“Kadınların üzerimizdeki hakları nelerdir?” sorusuna şöyle cevap vermiştir: 

“Yediğinizden yedirin. Giydiğinizden giydirin. Sakın onları dövmeyin ve onlara incitici söz söylemeyin.” (Ebu Davud, Nikah, 41)

Hadis-i şerifte, evlilikte bir erkeğin kadının maddi ihtiyacını karşıladıktan sonra, onun hassas ruh dünyasına saygılı olmaya ve kadın psikolojisinin erkekten farklı ve daha hassas olduğunu göz önüne alması gereğine dikkat çekilmiştir. Gönlünü hesaba katmadan onu incitip kıran kaba davranışlardan uzak durulmalıdır. 

Allah-u Zülcelâl şöyle buyurmaktadır: 

“Erkekler kadınların koruyup kollayıcısıdır.” (Nisa, 54) 

“Müminlerin iman bakımından en kamil olanı, ahlakı en güzel olanıdır. Sizin hayırlınız, kadınlara hayırlı olan (iyi davranan)dır.” (Müslim, Birr 149)

Altın Kurallar 

Aile birlikteliği oluşturan erkek ve kadının riayet etmesi gereken ortak haklar da vardır. Bunları altın kural olarak şöyle sıralayabiliriz:

1- Namus. 

Namus sadece tek tarafa yüklenilmesi gereken bir husus değildir. Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede:

“Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, namuslarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.

Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!” (Nur, 30-31)

Eşler Allah'ın emrettiği şekilde haramdan sakındıkları takdirde birbirlerine sadık kalmış olurlar. Evliliğin en önemli unsuru olan güven sağlanmış olur. Başka bir ayet-i kerimede, 

“Onlar sizin için örtüdür, siz de onlar için örtüsünüz.” (Bakara, 187) buyuruluyor. 

Erkek ve kadın birbiri üzerine örtü olmuş bireylerdir. Birbirlerinin namusunu koruyup gözetmekte ortaktırlar. Elbise insanı her türlü dış tesirden koruyan bir muhafazadır. Demek ki eşler birbirini her türlü tehlikeden ve özellikle günaha götürecek kötü duygulardan korumakla yükümlüdürler. 

2- Sohbet edilmesi. 

Sohbet bir ihtiyaçtır. Aile fertlerinin bir arada bulundukları vakitlerde karşılıklı sohbet atmosferi oluşturmak gerekir. Ailede neşe ve sevinç için zaman zaman mizaha da yer verilmelidir. 

3- Kendi ailesine verdiği değer kadar eşinin ailesine de değer verilmesidir. 

4- Eve girerken selam verilmeli. 

Enes radıyallahu anh şöyle demiştir: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana: 
“Yavrucuğum! Kendi ailenin yanına girdiğinde onlara selâm ver ki, sana ve ev halkına bereket olsun,” buyurdu. (Tirmizî, İsti’zân, 10)

5- Ev ahalisini ilgilendiren konular hakkında istişare etmelidir. 

6- Ne kadar meşgul ve yoğun olunursa dahi, eşlerin birbirine vakit ayırması. 

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem muhtelif dönemlerde Hz. Aişe annemizle koşu yarışı yapmıştır. Yarış ilk seferde Hz. Aişe annemizin kazanmasıyla, ikinci sefer Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin kazanmasıyla neticelenmiştir. 

7- Eşler birbirlerinin herhangi bir hatasıyla karşılaştıklarında en az onun kadar benim de hatalarım vardır diye düşünülmesi. 

İmam-ı Malik çok güzel bir prensip ortaya koymuştur: 
“Bir kimse kendisini aile fertlerine dünyanın en sevimli insanı olarak kabul ettirmelidir. 

8- Her şeyin başı güzel ahlaktır. 

Seyda Muhammed Konyevi hazretleri, aynı zamanda hocası olan kayınpederine başvurduğu zaman, o fazla düşünmeden kızını vermişti. Ona “Kızını veriyorsun ama ailesini tanıyor musun?” diye sordukları zaman, “Ben onun ailesine değil ahlakına kızımı veriyorum,” demiştir. 

9- Evde dini yaşantı, ailede huzur vesilesidir. 

10- Karı koca birbirini takdir etmelidir.

Meliha Sönmez

Güncelleme Tarihi: 16 Ocak 2019, 12:25
YORUM EKLE
banner63
SIRADAKİ HABER