banner57

Ağlayan Bebeği Kucağa Almalı mıyız?

banner94
Ağlayan Bebeği Kucağa Almalı mıyız?
banner112

Yeni doğum yapan annelere yakın çevresindeki daha tecrübeli anneler akıl verme eğiliminde olurlar. Ama bazen annenin doğru bildiğini de yanıltmaktan başka bir işe yaramazlar. İşte bunlara bir örnek, “Çocuğu her ağladığında kucağına alma, yoksa kucağa alışır, şımarık olur,” sözüdür. 

Oysa kucağa alınmak, sevgi görmek, kendini güvende ve değerli hissetmek bir bebek için temel bir ihtiyaçtır. Bebek her ihtiyacı olduğunda annenin kucağına gidebileceğini, ihtiyaçlarının karşılanacağını, duygularının anlaşılacağını ve hoş karşılanacağını biliyorsa kendisini güvende hisseder. 

Bebek ilgi istediğinde hatta ağladığında asla soğuk bir muamele görmemelidir. Bir bebek için ağlamak normal bir davranıştır. Bebeğin ağzı dili yoktur, ancak ağlayarak ihtiyaçlarını belli eder. 

Bebek ne için ağlıyorsa o durum anlaşılmalıdır. Mesela ağrısı, ateşi, yutkunma zorluğu, ihtiyacını giderme zorluğu vs. olabilir. Annenin bunları zamanında anlayabilecek kadar bebeğine zaman ayırabilmesi gerekir. 

Ayrıca anne bebeğini hekime götürmek istediğinde, tedavisi için gerekli şeyleri almak istediğinde destek bulabilmelidir. 

Anne baba ve diğer akrabalar çocuğa sevgiyle bakmalıdır. Bebekten gözlerini kaçırmamalıdır. Araştırmalar bebeğe sevgiyle bakmanın, beynin sosyal davranışlarla ilgili bölümünün gelişmesinde en önemli faktör olduğunu ortaya koymuştur.

Anne bebeğini kucağına alıp rahatça sevgi göstermelidir. Anadolu’da hala bazı evlerde aile büyüklerinin yanında çocuk sevmek ayıp sayılmaktadır. Oysa bu hiç de doğru değildir. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellem torunlarını öper severdi. 

Çocuklarına şefkatle sevgi göstermenin ayıplanacak hiçbir tarafı yoktur.

Eğer bunun ayıp olduğu düşünülüyorsa o halde annenin bebeğini rahatça sevip ilgilenebileceği bir özel alanı olması gerekir. İşin doğrusu her evli çiftin bir mahrem alanı olması, dinimizin kurallarına daha uygundur. 

Anne gibi baba da bebeğini sevmelidir. Babanın bebeğe ilgi göstermesi, annenin annelikten keyif almasına yardımcı olur. Böylece anneliğin gerektirdiği fedakarlıkları sevgiyle yapabilir.

Annelik Duygularını Desteklemeli 

Bir bebek dünyaya geldiği zaman son derece aciz ve muhtaç bir haldedir. Onun bütün ihtiyaçlarını giderecek bir anneye muhtaçtır. Cenab-ı Hak annelerde bebeğine karşı büyük bir sevgi ve bağlanma duygusu yaratmıştır. 

Doğum sancılarıyla birlikte annenin vücudunda annelik duygularının temeli olan oksitosin ve prolaktin gibi hormonlar salgılanır. Anne günün her anında bebeğinin ihtiyaçlarını düşünür. Onu bırakıp bir yere gitmek zorunda kalsa aklı bebeğinde kalır. Geceleyin uykusunun en derin anında bile bir bebek ağlamasıyla hemen uyanır. Bebeğinin ağlama tonundan onun ihtiyacını sezer. 

Annedeki bu duygular, bebeğin duygu gelişimi açısından çok önemlidir. Bir insan bebekliğinde annesinden böyle güçlü bir ilgi ve bağlılık görmemişse, ihmale uğramışsa, sert ve soğuk davranışlar görmüşse bu onun kişiliğinde önemli sorunlara sebep olmaktadır. 

Son zamanlarda anne babadan küçük yaşta ayrılan veya kötü muamele gören çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar, bunların ileride psikolojik sorunlar yaşadığını ortaya koymuştur. Özellikle yetiştirme kurumlarında birçok bakıcı tarafından yetiştirilen bebeklerdeki bağlanma bozukluklarının uzun vadede ciddi psikolojik sonuçlar ortaya çıkardığı anlaşılmıştır. 

Çünkü bir bebeğin, üç-dört yaşına kadar yaşantısında annesi ile yaşadığı bağlanma tecrübesinin, onun sonraki yıllarda diğer insanlarla olan ilişkilerinde belirleyici bir rol oynadığı görülmektedir. 

Bebeğine düşkün, şefkatli ve her zaman yanında olan bir anne, o bebeğin büyüyünce diğer insanlara güvenmesine, sağlıklı ilişkiler kurmasına ve kendini değerli hissetmesine yardımcı olmaktadır. 

Tam tersi, annesiyle bağı kaygılı ve tutarsız olan çocuklar, yetişkinlik hayatlarında başka kişilere yaklaşmada tedirgin olur, duygularının karşılık bulamamasından endişelenir ve birçok zaman derin bağlar kurmaktan kaçınır. 

Yetiştirme yurtlarında veya kendi ailesinden başka aileye bakılması için verilmiş çocuklar, rastgele bir şekilde bağlanırlar. Sıkıntıda olduklarında ya da teselliye ihtiyaçları olduğunda etraflarında bulunan herhangi bir yetişkine yönelebilirler. Bu da ileride istismara uğramaları riskini beraberinde getirir.

Bağlanma problemleri kişinin duygu yapısını etkilediği gibi, hayattaki başarılarını da etkilemektedir. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, annesi tarafında terk edilmiş veya bir bebeğin tahammül edebileceğinden daha uzun süre yalnız bırakılmış çocuklar, ilerleyen yaşlarda hayata ve insanlara karşı güvensiz, uyumsuz, agresif, söz dinlemek istemeyen, düzeni bozan kişiler olmaktadır.

Annesiyle ve ailesiyle sağlıklı bir bağlanma tecrübesi yaşayan çocuklar, kendilerini değerli hisseder, kendilerine güvenir ve eğitim ve iş hayatlarında kendilerini çeşitli alanlarda denemeye açık olurlar. Bu kişilerin sosyal ilişkileri daha kuvvetli olmakta ve düşüncelerini insanlarla paylaşmakta daha rahat davranabilmektedirler. 

Annenin çocuğunu en az iki yıl emzirerek kendisinin bakması idealdir. Emzirme annede annelik hormonlarının salgılanmasını artırır, bebeğini kucağına almasına onun yüzüne bakmasına, göz teması kurmasına vesile olur. Bunlar bebekle anne arasında sağlıklı bağ kurmak için çok faydalıdır. 

Annelik hormonları annenin ev içinde huzur ve mutluluk hissetmesinden çok etkilenir. Annelik hormonlarının güçlü olması, devamlı alaka bekleyen, ihtiyaçları bitmeyen bu küçük yavrucağa sevgiyle bakabilmek için gereklidir. Annenin aşırı yorgun ve gergin olması, ağlayan bebeğine sert davranmasına sebep olabilir.

YORUM EKLE
YORUMLAR
YÜCEL GÜLTEKİN
YÜCEL GÜLTEKİN - 1 hafta Önce

GÜZEL BİLGİ İÇİN ALLAH CELLE CELALUHU RAZI OLSUN

banner61
SIRADAKİ HABER