Doğu Türkistan Gerçekleri

Zaman zaman sosyal medyada Doğu Türkistan’da Çin zulmüne dair olduğu söylenen korkunç videolar, fotoğraflar dolaşıyor. Hemen ardından yine sosyal medya üzerinden bu haberlerin asılsız olduğu, videoların Doğu Türkistan’la ilgisiz olduğu bilgisi geliyor.

İnternet ortamı yalan- gerçek ayırt etmeden her türlü haberin hızla yayılmasına elverişli bir ortam. Çünkü çoğu insanlar duygularını tahrik eden bir haber gelince kaynağını araştırma ihtiyacı hissetmeden hemen iletiyorlar. Halbuki “Her duyduğunu söylemen yalan olarak yeter” hadisi bizi bu konuda ikaz ediyor. Bu iletişim yanlışları, bizi bir yandan da her duyduğundan şüphe eden veya duyarsızlaşan bir toplum haline gelmemize de sebep oluyor.

İşin doğrusu nedir, diye araştıracak olursak görüyoruz ki, bugün Doğu Türkistan’da öyle bir zulüm yaşanıyor ki, yaşananlardan haber bile alınamıyor.

Çin komünist devleti, Doğu Türkistan’a gazetecilerin girmesine izin vermiyor. Orada yaşayan halkın pasaport alması, ülke dışına çıkması da yasak olduğu ve çok zor izin alınabildiği için gerçekten ne yaşandığı bilinmiyor.

İdaresi altındaki herkese baskıcı bir rejim uygulayan Çin hükümeti bilhassa 1949’dan beri işgal altında tuttuğu Doğu Türkistan’da Müslüman halka sistemli katliam, tehcir, zorla doğum kontrolü, kürtaj, asimilasyon, dini eğitimi ve ibadetleri yasaklama gibi çok çeşitli zulümleri yapıyor.

Doğu Türkistan Nerededir?

Müslüman Türklerin kurduğu ilk İslam devleti olan Karahanlılar, 880 yılında yani Anadolu’nun İslam toprağı olmasından çok önce Çin’in kuzeybatısında, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Afganistan ile sınırları bulunan bu coğrafyada kurulmuştur. Bölgedeki Kaşgar, Turfan, Yarkent, Hotan şehirleri zaman zaman el değiştirse de her zaman İslam medeniyetinin mümessili olmuştur.

Çin ve Rus devletlerine karşı Osmanlıdan yardım alarak ayakta kalmayı başaran bölge Müslümanları, en büyük desteği II. Abdulhamid Han’dan almışlar. Osmanlı devleti yıkıldıktan sonra bölgeye destek kesilince, Uygur Türkleri mücadelelerinde yalnız kalmışlar.

Ancak Uygurlar bağımsızlık mücadelesinden hiçbir zaman tamamen vaz geçmemişler. Hatta 1931 yılında Kumul kentinde bağımsızlık mücadelesi neticesinde Çinlilere karşı zafer kazanılmış ve 1933’te Kaşgar’da Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti kurulmuş.

Bu döneme kadar Rusya, Çin ile rekabetinden dolayı doğu Türkistanlı mücahidlerin bağımsızlık çabasına kısmen destek olmuş. Ancak kurulan devletin İslami karakterinin, kendi egemenliğindeki Türk topluluklara örnek olacağı korkusuyla daha sonra Çin’in doğu Türkistan’ı işgal etmesine destek vermiş. Böylece 1949 yılında Çin birlikleri Doğu Türkistan’ı işgal edip, bilhassa camilere baskın yaparak katliam düzenlemişler.

Ne yazık ki komünist ideolojiyle beyni yıkanan gençler de bu işgale rıza göstermişler. Dindar Müslümanlar ise Çin işgalini hiçbir zaman kabullenmemişlerdir. Bu sebeple Çin devleti, “terörle mücadele ediyorum” bahanesiyle bölgede dini eğitim ve yaşantıyı ağır baskı altında tutmaktadır.

Geçtiğimiz yıllarda Doğu Türkistan bölgesinde başörtüsü takan, burka giyen kadınların ve uzun sakallı olan erkeklerin toplu taşınmadan yararlanmasını yasaklanmıştı. Ramazan’da okullara ve kamuda çalışanlara oruç tutma yasağı getirildi. Zaten bir memurun iş saatleri sırasında namaza gitmesi de mümkün değildir. Bilhassa dini bilgilerin gelecek nesle aktarılması engellenmektedir.

Halen çocuk ve gençlere “nasıl namaz kılınır,” gibi bilgiler vermek, ibadete teşvik etmek yasaktır; hatta “helal- haram” kelimelerinin kullanılması bile yasak kapsamındadır. Herhangi bir Çin vatandaşı seyahat etmek istediği zaman engelle karşılaşmazken bir Doğu Türkistanlı hacca gitmek için bile pasaport alamamaktadır.

Müslümanlara kendi özünü unutturup dinsizleştirmenin yanı sıra, Türkistan bölgesine sürekli Çinlileri yerleştirip buradaki genç Müslümanlar diğer bölgelere gönderilmek suretiyle işgal kalıcı hale getirilmeye çalışılıyor.

Çinliler doğu Türkistan halkını asimile edip Müslümanlığını unutturmak için her türlü baskıyı yapmaktadır. Baskıcı rejim, Müslüman kızların namusuna, iffetine varana kadar göz dikmiş durumdadır. Çin hükümeti 16-25 yaş arası müslüman kızları ailelerinden alıp işe yerleştirme bahanesiyle Çin'in iç bölgelerine sürdü. İki yılda bir milyon Uygur Müslümanın kızları, putperest Çinli erkek işçilerle aynı barınaklarda kalmak zorunda bırakıldı.  

Geçtiğimiz yıllarda bu şekilde başka bölgelere çalışmaya gönderilen genç kızların fuhşa sürüklenmesi büyük infiale yol açmıştı. Bu zulümler karşısında direniş gösteren Müslümanlar da katledilmektedir.

Dahası, Doğu Türkistan'da her eve bir Çinli erkek yerleştirildi. Çin hükümetinin adına "Kardeş aile projesi" dediği bu uygulama, aile reislerinin ev halkına dini bilgi öğretmesine engel olmayı amaçlıyor.

Çin devleti farklı etnisitelere mensup, farklı inançlara sahip halklardan oluşuyor. Ancak bazı özerk bölgeler kendi kültürlerini yaşamak için daha fazla haklara sahipken Müslüman Doğu Türkistanlılara hiçbir hak tanınmıyor.

Ülkede umumi olarak uygulanan doğum kontrolü, Müslümanlara çok daha ağır bir şekilde uygulanıyor. Doğumu yaklaşmış bir kadına bile zorla zehir enjekte edilip, bebeği öldürülerek kürtaj ediliyor.

Bilhassa Urumçi şehri ile tarihi Kaşgar vilayeti gibi Uygur nüfusun yoğun olduğu bölgelerde her sokak ve köşe başında onlarca silahlı polis bekliyor, caddelerde polis kontrolleri yapılıyor. Bunlar en ufak bir dini toplantı veya dini faaliyet sebebiyle Müslüman gençleri tutuklayıp götürüyor. Çoğu zaman genç Müslüman erkeklerin akıbeti çeşitli bahanelerle tutuklanıp infaz edilmek ile fabrikalarda çok kötü şartlarda çalıştırılarak yavaş yavaş ölüme sürüklenmek oluyor.

Çölün Ortasında Toplama Kampları

Çin bu yıl Doğu Türkistan’da yeni bir zulme imza atıyor. Etrafı yüksek duvarlarla, dikenli tellerle çevrili kamplarda tutulan Doğu Türkistanlı Müslümanlara işkence yapıyor. Hiçbir habercinin girmediği kamplardan ancak uydu görüntüleri ve oradan kurtulan kişiler vasıtasıyla haber alınabiliyor.

Sivil toplum kuruluşları 39 toplama kampı üzerinde yaptığı uydu görüntüsü analizinde bu kampların hacminin 2017-2018 arasında 3 kat daha büyüdüğünü ortaya koyuyor. Birleşmiş Milletler, Çin hükümetinin 1 milyon civarında Müslüman Uygur Türkü bu kamplarda tuttuğunu söylüyor.

Çin hükümeti bu kampları "eğitim merkezi", "rehabilitasyon merkezi" ya da "mesleki eğitim merkezi" olarak lanse ediyor. Çin hükümeti müslüman halkı Çinlileştirmek ve İslam'ı unutturmak için sistematik baskılar uyguluyor. Komünist Parti'nin casusları halkın arasına giriyor, istihbarat topluyor ve şüpheli gördükleri Müslümanları ihbar ediyor. Bu kişiler tutuklanarak, kamplara sözde rehabilitasyona gönderiliyor.

Geçmişte okul, hastane ya da kamu binası olarak hizmet veren, şimdi kampa dönüştürülen binalarda, Çince öğretimi, meslek öğretimi adı altında Müslümanlara işkence yapılıyor. Ülkeden kaçabilen Uygurların ifadesine göre bu kamplarda ufacık hücrelerde çok sayıda insan bir arada tutuluyor. Bazı kişileri intihara sürükleyecek kadar acımasız işkenceler uygulanıyor.

Kamptan kurtulduktan sonra Kazakistan'a kaçan bir Doğu Türkistanlı metal bir sandalyeye zincirlerle bağlanarak 3 gün boyunca uykusuz bir şekilde sorgulandığını anlatıyor. İşkence bittikten sonra ufak bir odada 10- 15 kişinin kaldığı kamplara götürülüyor. Kamplarda her gün zorla Çince şarkılar ezberleyip, Çince yazılar yazmaya ve Komünist doktrinleri okumaya ve her gün Çin Komünist Partisi hakkında saatler süren konuşmaları dinlemeye mecbur ediliyor.

İşte Gerçekler!

Doğu Türkistan’da Müslümanlara bu zulümler yaşanıyor ama dünya sesini çıkarmıyor. Çünkü Çin hükümeti bu zulümleri, terörle mücadele, aşırılıklarla mücadele gibi isimler altında yapıyor. Dünyada esen İslamofobi rüzgarından faydalanarak sinsice zulmüne devam ediyor. Güya insan haklarını savunmak için kurulduğu iddia edilen BM gibi kuruluşlar ise sadece laf üretiyor.

Artık müslüman ülkelerin birleşip, kendi Birleşmiş Müslüman Ülkeler kuruluşunu oluşturması gerekiyor. Hilafetin kaldırılmasından bu yana Müslümanların başsızlığı ve bölünmüşlüğü nice zulümlere yol açtı. Artık Müslümanların bundan ders almasının vakti gelmedi mi?

YORUM EKLE