CİHAD VE MERHAMET

Son zamanlarda İslam'a ve Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi veselleme yönelik hakaretlere bir yenisi eklendi. İsmini reklam etmek istemediğimiz şaibeli bir internet sitesi, İslam’ın cihad emrini bahane ederek Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu vesselam ve Ashabı Kiram'a (Radiyallahu anhum ecmain) çirkin hakaretlerde bulunma cüretini gösterdi.

Bu yazıda onların hakaretlerinden bahsetmek suretiyle, o çirkin sözleri tekrar etme hatasına düşmeyeceğiz. Sadece Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin, savaşlarda dahi sergilediği yüksek ahlakına birkaç örnek vereceğiz. 

"SAVAŞTA KADIN, ÇOCUK VE YAŞLILARI ÖLDÜRMEYİN!" 

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem ve ashabı Mekke’nin ileri gelenlerinden çok eziyetler çekti. Yıllarca hakarete uğradı, kötülendi ve peygamberlik vazifesi yapması engellendi. Sonunda Medine’ye hicret eden Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, burada ilk İslam toplumunu teşekkül ettirdi.

Peygamber Efendimiz sayı ve silah bakımından daha zayıf ordularla savaşa çıktığı halde daima kendi koyduğu savaş hukuku kurallarına uydu. İlk kez Peygamber Efendimiz tarafından uygulanan bu hukuka göre savaşta kadın, çocuk ve savaşmayan sivil kişilerin öldürülmeyecekti.

O devirde savaşlarda ganimet ve esir almak en önemli amaçlardan biriydi. Bu sebeple savaşta kazanabileceğini bilen taraf, karşı taraf aman istese bile saldırmaktan vazgeçmez, zafer kazanınca eli silah tutanları öldürür, gerisini esir ve cariye olarak alırdı. Buna karşılık Peygamber aleyhisselatu vesselam, aman dileyenlerle anlaşma yapar, kendi toprağında, dininde, ibadetinde özgür bırakırdı. Bu şekilde Tebuk seferi sırasında çok büyük bir ordu topladığı halde birçok toplulukla anlaşma yapmış, yenebileceği halde savaş yapmamıştır.

Peygamber aleyhisselatu vesselam zafer kazandığı zaman, o devrin hukukuna göre esir alınan köle ve cariyelere iyi davranılmasını emrederdi. Daha önce kölelerin hiçbir hakkı yokken Peygamberimiz kölelere yediğinden yedirmeyi, giydiğinden giydirmeyi emretti, yapamayacağı bir işi emretmemeyi, bir iş yapmayı emrettiğinde yardım etmeyi, öfkelendiği zaman öfkesine hakim olmayı, affetmeyi emretti. (Buhârî, Îmân 22, Itk 15; Müslim, Eymân 40.)

"KÖLE SAHİBİ OLMAK, KÖLE OLMAKTIR." 

Öyle ki birçok kişi bu şartlara riayet edemeyeceğinden korkarak kölesini azad etmiştir. Hz. Ömer radıyallahu anh da, köle sahibi olanların onların hakkına riayet etmesi gereğine işaretle, “Köle sahibi olmak, köle olmaktır.” diyordu.

Peygamber Efendimizin aleyhisselatu vesselamın hediyeler, ganimetler gibi değişik nedenlerle birçok kölesi olmuştur. Fakat bunların hepsini azat etmiştir. Vefat ettiğinde eli altında bir tek köle dahi kalmamıştı. Peygamber Efendimiz aleyhissalatu vesselam, köle azad etmeyi teşvik etmiş ve bizzat kendisi de bir çok köleyi hürriyetine kavuşturmuştur. (Buhârî, Itk, 1; Ebû Dâvud, Edeb, 120; Askalani Buluğu'l-Meram, Trc. 4/2)

"Kim Müslüman bir köleyi azat ederse, o kölenin her organına karşılık Allah da onun bir organını cehennemden azat eder." (Buhârî, Keffârât, 6; Müslim, Itk, 23; Tirmizî, Nüzûr, 14)

Peygamberimiz birçok cariyeleri de azad etmiştir. Hz. Cüveyriye, Benî Müstalık Kabilesi reisi Hâris bin Ebî Dırar'ın kızı idi. Müreysi (Benî Müstalık) Gazâsında alınan esirlerden biri de kendisiydi.

Peygamber Efendimiz onun bedelini ödeyip serbest bıraktıktan sonra kendisiyle evlendi. O gün müslümanlar Peygamberin hanımlarını esir tutmak yakışık almaz diye bütün esirleri serbest bıraktılar. Bu kabile, gördükleri bu iyilik sebebiyle toptan müslüman oldular. Yani Peygamber Efendimiz köleleştirerek boyun eğdirmeyi değil, gönüller fethetmeyi tercih etti.

"YEVM'ÜL MERHAME : MERHAMET GÜNÜ"

Peygamberimiz savaşmadan anlaşma yapmayı her zaman tercih eder, kendisine teslim olanlara karşı çok bağışlayıcı davranırdı. Mekke’yi savaşa fırsat vermeden fethettiği zaman, yirmi bir senedir kendisine ve müslümanlara her türlü düşmanlığı yapan insanlar, huzûrunda toplanmış hükmünü bekliyorlardı. Onlara:

“–Ey Kureyş topluluğu! Şimdi benim, sizin hakkınızda ne yapacağımı düşünüyorsunuz?” diye sordular. Kureyşliler:

“–Biz Sen’in hayır ve iyilik yapacağını umarak; «Hayır yapacaksın!» deriz. Sen kerem ve iyilik sahibi bir kardeşsin, kerem ve iyilik sahibi bir kardeş oğlusun!..” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem-:

“–Ben de Hazret-i Yûsuf’un kardeşlerine dediği gibi:

«…Size bugün hiçbir başa kakma ve ayıplama yok! Allah sizi affetsin! Şüphesiz O, merhametlilerin en merhametlisidir.»[1] diyorum. Haydi, gidiniz, artık serbestsiniz!” buyurdular. (İbn-i Hişâm, IV, 32; Vâkıdî, II, 835; İbn-i Sa‘d, II, 142-143)

Ve o günü “Yevmü’l-merhame: Merhamet Günü”[2] olarak isimlendirdiler…

O gün, Uhud Harbi’nde amcası Hazret-i Hamza’yı şehîd eden Vahşî’yi ve o “şehidlerin efendisi”nin ciğerini hırsla dişleyen Hind’i de affettiler.[3] Kızı Hazret-i Zeyneb’i deveden düşürmek sûretiyle vefâtına sebep olan Hebbâr bin Esved bile bu büyük aftan istifade etmişti. Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem- öyle bir incelik gösterdiler ki, Hebbâr’ı affetmekle kalmayıp, aynı zamanda ona hakâret edilmesini ve eski yaptıkları sebebiyle kendisine târizde bulunulmasını da yasakladılar. (Vâkıdî, II, 857-858)

"İKRİME(ra), MÜ'MİN VE MUHACİR OLARAK GELİYOR."

Mekke fethedildiğinde, İslam düşmanı Ebû Cehil’in oğlu İkrime kaçmıştı. Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem- önceden yaptığı bütün kötülükleri bir kenara bırakarak ona eman verdiler ve yanlarına çağırdılar. Hanımı peşinden uzun yollar giderek Efendimiz’in davetini iletti ve onu Mekke’ye gelmeye iknâ etti. Mekke’ye yaklaştıklarında Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem- büyük bir mucize ve muhteşem bir incelik sergileyerek ashâbına şöyle buyurdular:

“–İkrime bin Ebû Cehil mü’min ve muhâcir olarak yanınıza geliyor. Artık onun babasına hakâret etmeyiniz! Zira çok kötü bir insan bile olsa ölüye hakaret etmek, sadece hayatta olan yakınlarını üzer, ölüye ulaşmaz.” (Hâkim, III, 269/5055; Vâkıdî, II, 851)

Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem- İkrime’nin geldiğini görünce sevinçlerinden ayağa kalkıp üç defa:

“–Merhabâ muhâcir süvârî, hoş geldin!” buyurdular. İkrime -radıyallahu anh- da:

“–Vallâhi yâ Rasûlâllah, İslâm düşmanlığı yolunda harcadığım şeylerin en az bir mislini de Allah -celle celalûhu- Hazretleri’nin yolunda harcayacağım!” dedi. (Hâkim, III, 271/5059; Vâkıdî, II, 851-853; Tirmizî, İsti’zân, 34/2735)

Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem- daha bunun gibi nicelerini affetti… Zira O, yıkmak için değil ıslah etmek ve gönülleri fethetmek için gelmişti. Bütün âlemlere rahmet olarak gönderilmişti.

Dipnotlar: [1] Yûsuf, 92. [2] Vâkıdî, III, 352; Ali el-Müttakî, Kenz, no: 30173. [3] Buhârî, Meğâzî, 23; Müslim, Akdıye, 9

YORUM EKLE
YORUMLAR
YÜCEL GÜLTEKİN
YÜCEL GÜLTEKİN - 6 ay Önce

ALLAHU ZÜLCELAL RAZI OLSUN