Aile Nereye Gidiyor?

Cabir bin Abdullah radiyallahu anhuma rivayet ettiğine göre bir gün Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem ashabına şunları anlattı:

“İblis tahtını su üzerine kurar. Sonra grup grup adamlarını (insanları saptırmaları için) gönderir. Askerlerinin derece ve makamca kendine en yakını fitnesi en büyük olanıdır.

(Şeytanın) Askerlerinden biri gelir ve (insanları saptırmak için yaptıklarını anlatarak):

− Şöyle şöyle işler yaptım, der.

İblis (yaptıklarını yeterli bulmayarak) ona:

−Sen hiçbir şey yapmamışsın! der.

Sonra başka bir şeytan gelir ve:

− Karısının arasını iyice ayırıncaya kadar bir adamın peşini bırakmadım! der.

Bunun üzerine İblis onu kendisine yaklaştırır ve:

− (Aferin,) sen ne güzel (iş başardın), ’ der. ” (Müslim, Sifatün-Münafikin, 67; Hâkim 2; 182)

Dinimiz aile birliğine ve saadetine büyük önem vermiştir. Yuva yıkmak, karı koca arasını açmak büyük günahlardandır.

Boşanma, hem fertlerin hayatında yıkıcı bir tesir yaparken hem de toplumda evliliğe bakışı olumsuz etkilemektedir. Bu sebeple dinimiz boşanmayı en son başvurulacak çare olarak görmemizi emretmektedir.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem:

"Allah nezdinde helalin en sevimsiz olanı boşamadır." (Ebû Davûd, Talâk, 3) buyurarak, bu gerçeğe işaret etmiştir.

Kur'an-ı Kerim’e baktığımız zaman Rabbimizin boşanmayı düzenleyen çeşitli ayetler indirdiğini görüyoruz. Bu bize, boşanmanın sadece dünyevi bir iş, kişinin özel hayatına dair bir karar olmadığını, Allah'a karşı bir mesuliyet meselesi olduğunu anlatmaktadır.

Allah'ın boşanma hususunda koyduğu kaideler, hem boşanmayı zorlaştırmakta, boşayan tarafa bedel ödettirmekte, hem de boşanmanın da Allah'ın sorumlu tutacağı bir amel olduğunu anlatmaktadır.

Ancak son zamanlarda görüyoruz ki insanımız dinimizin nikah- talak yani evlilik ve boşanma konusundaki hükümlerini bilmiyor. Bugün topluma empoze edilen kültür sebebiyle insanlar hisleriyle hareket etmeyi normal görüyor. Avrupa birliğine uyum adı altında çıkarılan kanunlar da adeta boşanmayı tetikliyor.

Kanunların Boşanmaya Etkisi

Ülkemizde boşanmaların patlama halinde artış göstermesinde önemli ölçüde etkili olan yasal değişiklik, 1988 yılında yürürlüğe giren 3444 sayılı Boşanma Kanunudur. Bu kanunun yürürlülüğe girmesiyle birlikte boşanma davaları patlama derecesinde artış göstermiştir. Elbette tek sebep kanun değişikliği değildir; aynı zamanda büyük şehirlere göçle birlikte gelişen sorunlar aile huzurunu bozmuştur.

Cumhuriyetin ilk yıllarında toplumun büyük kesimi köy, kasaba ve küçük şehirlerde; dine veya örf ve adetlere önem veren mahalli düzeninde yaşadığı için hukuk düzenindeki değişiklik ani bir etki yapmamıştı. Laikleşme daha çok resmi bir zorlama idi ama halk dini duygular ve örf adetlerden kopmamıştı.

Zamanla büyük şehirlere göç ile birlikte büyük ailenin, akrabalık bağlarının ve mahalle kültürünün dayanışma ve yardımlaşma ruhu kaybolmuştur. Gençlere nasihat eden, hayat dersleri veren, kötülüklerden sakındıran aile büyükleri ile bağlar kopunca çekirdek aile her türlü dış tesir karşısında yalnızlaşmıştır.

Dikkat edilirse boşanma davalarında “şiddetli geçimsizlik” başlığı altındaki sorunların çoğunun altında yatan sebep, dinimizin emrettiği ahlaki nizamdan uzaklaşmaktır. Zaten batıdan gelen bencilliği ve zevk düşkünlüğünü teşvik eden kültür evliliğe en büyük darbeyi indirmiştir. Mesela alkol veya madde kullanımı, fuhuş ve zina, aileyi terk etme, sorumlulukları yerine getirmeme, merhametsizlik, edebsizlik ve eziyet gibi davranışların yaygınlaşması aileye duyulan güveni sarsmıştır. İnsanlarda Allah'a ve ahiret mükafatına inanç kalmayınca, Allah'ın rızası için fedakarlık yapmak, sadakat ve vefa göstermek anlamını yitirmiştir.

Bir yandan bu ahlaki sorunlar aileyi bir arada tutan ruha zarar verirken, diğer yandan çıkarılan yasalar da adeta boşanmaları tetiklemektedir. 1998 yılında çıkarılan 4320 sayılı kanun ile, ailede bir kavga ve geçimsizlik olduğu zaman şiddet uygulayan tarafın evden uzaklaştırılması kararı verilmektedir. Maalesef bu kanun da karı koca arası anlaşmazlıkların derinleşmesine, kin ve husumete sebep olmaktadır.

Maddiyatçı batı alemi, insanın manevi yönünü göz ardı ettiği için her sorunu maddi tedbirlerle çözmeye kalkışmaktadır. Dinimiz insanlar arası problemleri öncelikle hakkı ve sabrı tavsiye etmekle, manevi mükafatlar vaad etmekle, iyiliğe teşvik etmekle çözmeyi hedefler. Aile içi meseleleri hemen hukuk önüne götürmeyip, evvela her iki aileden birer hakem seçilerek taraflara nasihat ederek meseleyi çözümlemesini teşvik eder:

“Eğer karı-kocanın arasının açılmasından endişe ederseniz, erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem gönderin. İki taraf (arayı) düzeltmek isterlerse, Allah da onları uzlaştırır. Şüphesiz Allah, hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdardır.” (Nisa, 35)

Bir yandan insanları güzel ahlaka, merhamete, iyiliğe teşvik eden manevi dinamiklerimiz gücünü yitirirken diğer yandan çıkarılan yasalar, uzlaşma yolunu iyice tıkamakta ve kalplerde husumete yol açmaktadır. Zaten evliliği muhafaza altına alan ahlaki düzen delik deşik olmuşken bir yandan da adeta evliliği havaya uçuracak bombanın pimi çekilmektedir.

Bütün bu gelişmelerin neticesinde günümüzde boşanma oranları hızla tırmanmaktadır. Bu gidişata bir dur demek adına 2003 yılında Aile Mahkemeleri kurulmasına karar verilmiştir. Aile Mahkemelerinde hakimin yanı sıra sosyal hizmet uzmanı, psikolog ve pedagog bulunması, boşanmaya acele karar vermeyip, aile birliğinin devamı adına çözüm aranması teşvik edilmektedir. Ancak manevi tedbirler yetersiz olunca hukuki tedbirler boşanmaların önüne geçememektedir.

Çözüm Ahlak ve Maneviyat

Sadece kanunlar çıkarmakla boşanmaların önlenmesi mümkün değildir. Asıl çözüm yuvaları yıkan ahlaki bozulmanın önüne geçmektir.

İstatistik verilerine baktığımız zaman boşanma oranının en yüksek olduğu bölgenin Ege bölgesi, en düşük olduğu bölgenin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri olduğunu görüyoruz. Basitçe batıya gittikçe ve hayat tarzımız batılılaştıkça boşanma oranları yükseliyor.

Örf ve adetlerine bağlı, aile yapısı sağlam olan şehirlere nazaran; İstanbul, Ankara, İzmir gibi göç alan büyük şehirlerde boşanma oranı daha yüksek. Bu da akrabalık ve komşuluk bağlarının aile huzurunu koruduğunu ispatlıyor. Yine sanayileşme, refah seviyesinin artması, kadınların çalışması, beklentilerin yükselmesi, iffet ve sadakat hislerinin zayıflaması da boşanma kararlarını tetikliyor.

Boşanma oranlarına bakıldığı zaman çocuk sayısı ne kadar fazlaysa boşanma ihtimalinin o kadar düştüğü anlaşılıyor. Bir araştırmaya göre boşanan çiftlerin yüzde 43’ünün çocuksuz, yüzde 25’inin tek çocuklu, yüzde 18’inin 2 çocuklu olduğu görülmüş. Üç veya daha fazla çocuklu ailelerin boşanma oranının giderek düştüğü görülmüş.

Sanayileşme ile birlikte zaten çocuk sahibi olmaya bakış değişti. Eskiden anne babalar evlatlarını yetiştirirken “Yaşlandığımızda bize bakar,” diye düşünürlerdi. Şimdi çocuklardan maddi fayda beklenmediği gibi, hürmet, muhabbet, şefkat de görülmez oldu. Bunlar da evliliğe bakışı etkiliyor.

Dinimiz anne babaya hürmeti, Allah'a itaatten hemen sonra ikinci sırada emrediyor. Böylece insanlar evliliğe ve evlat yetiştirmeye teşvik edilirken, bu emeklerine pişmanlık duymaması sağlanmış oluyor. Günümüzde insanlar, evlatlarından gördüğü nankörlük karşısında, “Ben boşuna yıllarca eve kapanıp, yedirip içirip, bakımını yapıp zahmetini çekmişim,” diyecek hale geldi.

Peşine takıldığımız Avrupa ülkelerinin birçoğunda insanlar evlenip bir kişiye bağlanmayı, evlat yetiştirmeyi boşuna bir çaba olarak görüyor. Eğer onlara özenmeye ve örnek almaya devam edersek bizim de sonumuzun onlara benzemesi kaçınılmaz.

Selamet İslam’dadır

Dinimizin emir ve yasakları hep aile huzurunu korumaya yöneliktir. Mesela tesettür emri, kadın ve erkeklerin kendi eşlerinden başkasını görmeyip, böylece mutluluğu kendi ailesinde aramasını sağlar.

Allah-u Zülcelâl kadın olsun, erkek olsun her bir müslümanın ailesini ayakta tutmak için yaptığı fedakarlıklara sadaka sevabı vaad etmiştir. Bir erkek hanımının ve çocuklarının ağzına koyduğu her bir lokma için sadaka sevabı alır. Bir hanım da, kocasının emaneti olan çocuklarına, evine, malına sahip çıkıp koruyarak, evinin işlerini yaparak, idareli olarak aileye yaptığı katkılardan dolayı sevap kazanır.

İslam dininin hukukî ve ahlakî kaideleri hep aile birliğinin muhafazasını teşvik eder. Çünkü müslüman hanım ve beylerin birbirini haramdan muhafaza edip, taat ve iyiliklerde yardımlaşması iki dünyada da saadete kavuşmalarını kolaylaştırır. Bu sebeple Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem Saliha bir hanımın dünyada müslümana verilen nimetlerin başında geldiğini bildirmiştir. Bu hususta ne kadar söz söylense azdır. Ancak günümüzde aile başka bir açıdan da önem kazanmıştır.

Malum olduğu üzere, ümmet-i Muhammed son asırlarda Osmanlı’nın zayıflayıp parçalanmasının neticesinde birliğini ve gücünü yitirdi. Şu anda İslam alemi siyasi, askeri ve ekonomik açıdan güçsüz bir durumdadır. Ümmetin elinde kalan son umut, sağlam aile yapısı ve genç nüfustur.

Şu anda müslüman ülkeler, birçok açıdan geri kalmış, zayıf ve kötü yönetilir vaziyette olmakla birlikte aile yapılarının hala nisbeten sağlam olması, nüfuslarının artması ve genç nüfusa sahip olmaları sayesinde umutlarını koruyabilmektedir. Ancak bu durum da tehlike altındadır. Çünkü ne yazık ki televizyon, internet ve benzeri ifsad araçları şeriatla yönetilen ülkeler de dahil her ülkeye girmiş, bilhassa gençleri az çok etkilemiştir. Maalesef İslam dünyasında da tehlike çanları çalmaktadır.

Günümüzde birçok İslam ülkesinde boşanmalar artmaktadır. Bilhassa gelir dağılımı adaletsizliği aile yapısını vurmaktadır. Suudi Arabistan gibi ülkelerde zenginlikle gelen şımarıklık, Mısır gibi yoksul ülkelerde ise geçim derdi ve göç gerçeği aile yapısını sarsmaktadır. Bizim ülkemizde de her iki türden sorunlar gittikçe yaygınlaşmaktadır.

Artık gözümüzü açıp gerçeği görme vaktidir. Batı âlemi bugün sürüklendiği durumdan pişmandır ama çare bulamamaktadır. Bizim de körü körüne onların peşine takılmamız hüsrandan başka bir şey getirmez.

Devlet idarecileri de ailenin korunmasının önemini kavramalı, kanunlar yaparken neticelerini göz önünde tutmalıdır. Halk olarak bize düşen ise, evlatlarımızı aile birliğini korumaya teşvik etmek ve bu hususta güzel örnek olmaktır.

YORUM EKLE